İlk bakışta, “kilit müşteri” sözcüğü günümüz moda kavramlardan birisi ya da kolay çözümler öneren ve benzerlerinden çok da farklı olmayan bir eğilim olarak görülebilir. Günümüzün kötü alışkanlıklarından olan kolay ve çabuk çözümler peşinde koşma eğilimi, ister istemez böyle bir düşünceyi yaratıyor. Ancak, II. Dünya Savaşından sonra önem kazandığını söyleyebileceğimiz “kilit müşteri yönetimi”, ilişkisel pazarlamanın bir yöntemi olarak düşünülebilir. Son yirmi yıl içinde ise, küresel ekonominin trendlerinin, rekabetin, maliyet artışlarının, pazarın doyumu ile artan müşteri güç ve taleplerinin baskısı kilit müşteri çalışmalarını ve uygulamalarını ciddi biçimde etkilemiştir. (more…)
Günün yarışmacı ve yorucu temposundan sıyrılıp eve geldiğinizde güzelce ayaklarınızı uzatıp televizyon seyretmeye başladığınızı düşünün. Rahatlamış bir durumda ve huzur içinde savunma mekanizmalarınızı gevşetmiş bulunuyorsunuz. Televizyonda seyretmeye başladığınız Muhabbet Kart reklamlarında Mustafa Sandal’ın kullandığı “Bu kartı kalbine takabilir miyim?” sözcüğü sizi tam kalbinizden vurarak, marka ile duygusal bir bağ kurmanızı sağlıyor. Kendinizi duygusal olarak yoğun bir süreç içinde buluyorsunuz.
(more…)
Son günlerde eşinizin alışverişten bir başka keyif aldığını, oğlunuzun üç boyutlu bilgisayar oyunlarına dadandığını mı fark ettiniz, üstelik siz de her zaman gittiğiniz restoranda adınız ile çağrıldığınızda, çayınıza kaç şeker attığınız hatırlanıldığında pek mi mutlu oluyorsunuz? İşte! Deneyimsel pazarlamanın nefes alışlarını siz de duymaya başladınız! .
(more…)
Pazarlama düşüncesi ve uygulamaları hızlı ve kalıcı değişimlere uğramakta ve değişmektedir. Pazarlama, artık, sadece yerine getirilmesi gereken bir işletme fonksiyonu, görevi ve sorumluluğu olmaktan çıkmıştır. Temel ve geleneksel yöntemlerin, uygulamaların ötesine geçen pazarlama anlayışında tüm bölümler, tüm fonksiyonlar pazarlamadır anlayışı egemen olmuştur. Dolayısıyla, pazarlamayı işlemler sürecinin bir parçası olarak görmek ve kabul etmek yerine, pazarlama ile diğer tüm fonksiyonel işlemler arasında iletişim ve etkileşim engellerinin ortadan kaldırılması olarak düşünmek ve kabullenmek gerekir. Kısaca, pazarlamayı sadece pazarlama bölümünün ve uzmanlarının görevi olmaktan çıkartan ve tüm çalışanların paylaştığı kültürel bir anlayış biçimine getiren gelişmeler, pazarlama iletişimini de “bütünleşik” olarak kabullenmeyi, uygulamayı gerektirmektedir. Böylesine büyük bir değişim içerinde ise, kuruluşlar, ya pazarlamaya uyum sağlayacak, ya da pazarlamanın kendilerini yutmasına, yok etmesine razı olacaklardır.
(more…)